×

Sayfa Arama :


Aşağıdaki arama kutucuğa bir kelime girerek, sitedeki ilgili sayfaları bulabilirsiniz. Örneğin; "Hayat" yazarsanız, hayat ile ilgili sayfalar listelenecektir.

Cemal Süreya Sözleri


Asıl adı; Cemalettin Seber olan, Cemal Süreya 1931 yılında Erzincan'da doğmuş ve 10 Ocak 1990 yılında İstanbul'da vefat etmiştir. Türk şair, yazar ve çevirmendir. Türk şiirinde modernist bir hareket olan 'İkinci Yeni' şiirinin öncü şairlerinden biridir. Üvercinka (1958), Göçebe (1965), Beni Öp Sonra Doğur Beni (1973), Uçurumda Açan (1984), Sıcak Nal (1988), Güz Bitigi (1988) ve Sevda Sözleri (1990) adlarındaki şiir kitaplarının yanı sıra deneme, eleştiri, günlük, antoloji de yazmıştır. Eserlerinde en sık işlediği temalar; aşk, kadın, yalnızlık, sosyal ve siyasal eleştiriler, ölüm, tanrı düşüncesi, portreler ve manzum poetikadır. Ayrıca Fransızcadan kırka yakın kitabı Türkçeye çevirmiştir. Sosyalist bir dünya görüşüne sahip olan Süreya, Papirüs dergisini çıkarmıştır. Dört defa evlenen Süreya, bunların dışında "Üvercinka" adını verdiği kişi Tomris Uyar dâhil olmak üzere farklı ilişkiler yaşamıştır. Sanat hayatı boyunca çeşitli takma isimler kullanmış ve çocukken kendine verdiği "Cemal Süreyya" adını kullanırken girdiği bir iddia sonucu adındaki "y" harflerinden birini atmıştır. 9 Ocak 1990'da, girdiği şeker koması sonucu vefat etmiş ve 10 Ocak'ta Şişli Camii'nde kılınan öğle namazından sonra Kulaksız Mezarlığı'nda toprağa verilmiştir. Bu sayfada en güzel ve anlamlı Cemal Süreya sözlerini sizler için derledik. Değerli GuzelCumleler.com dostları her zaman en güzel sözler ve güzel cümleler için GuzelCumleler.com adresini ziyaret edebilir ve diğer sayfalarımızı da inceleyebilirsiniz. Sayfa içeriği; cemal süreyya'nın sözleri, cemal süreya manidar sözler, cemal süreya güzel sözler, cemal süreya aşk sözleri kısa, cemal süreya sevgi sözleri

Bazen diyorum ki; Ne olacak söyle gitsin. Sonra diyorum ki; Söyleyince ne olacak? Sus bitsin!

Sahiplenmek istemez kadın; çünkü zaten kendine sahiptir. Para ve makam istemez kadın; çünkü geçici şeyler olduğunu bilir. Her şeyden sıyrılıp, güven bekler erkekten.

Keşke birini tam kaybetmeden, ona olan tüm sevgimizi haykırabilsek.

Neden yorgunsun sorusuna cevap aramaktan ve bunu sormasınlar diye gülümsemekten yoruldum.

Mavi, bir renkten daha fazlası, sonu olmayan bir gökyüzü, umut dolu bir deniz.

Belki de. Evet, belki de sen, hiç hak etmemiştin beni. Oysa ben; her halinle kabullenmişim seni.

Seni soruyorlar. Öldü mü diyeyim yoksa dönecek mi? İkiside imkansız değil mi? Çünkü biliyorum; Asla geri dönmezsin Ve biliyorsun; Sen benim için asla ölmezsin!

Sen asıl bunlara bak bunlar dudakların. Bunların konuşması olur öpmesi olur. Seni usulca öpmüştüm ilk öptüğümde. Vapurdaydık vapur kıyıdan gidiyordu. Üç kulaç öteden İstanbul gidiyordu. Uzanmış seni usulca öpmüştüm. Hemen yanımızda balıklar gidiyordu.

Okyanusta ölmez de insan, gider bir kaşık sevdada boğulur.

Unutsun beni demişsin, bu bana imkansız geliyor. Çünkü unutmam için önce seni hatırlamam gerekiyor.

Öyle uzaktan seviyorum seni, yanaklarına sızan iki damla yaşını silmeden, en çılgın kahkahalarına ortak olmadan, en sevdiğin şarkıyı beraber mırıldanmadan. Öyle uzaktan seviyorum seni

Özledim. Söyleyeceklerim bu kadar. Kısa ve derin...

Eylül'dü. Dalından kopan yaprakların, sararan yanlarına yazdım adını. Sahte bir gülüşten ibarettin oysa...

Ne zaman bu şehirden kaçıp gitme isteği gelse, bir köşeye oturup geçmesini bekliyorum. Gidersem dönmem çünkü biliyorum.

Özlemek, ölmek'ten sadece iki fazla be çocuk!

Kırmızı bir atkı al sade, yalnızlığını saklar, Edip Cansever okuma bu mevsim, ruhunu sakatlar.

Yüzüm kime dönük olursa olsun yüreğim hep sana dönük olacak. Ben senden başkasına kapı nasıl açılır bilmiyorum...

Bilirsin sigarayı da kalem tuttuğum gibi tutarım. Ondan tüter sevda sözleri.

Gel be gel işte. Küfrüm tövbeme karışsın, aklım fikrime. Öyle bir gel ki bana nefes nefese...

Sıra hep son kadehe geliyordu. Dudakların başkalarının masasında lâle. Ben boynumdaki ipe bir düğüm daha atıyordum. Peşinden başka gidecek yer yoktu. Seni artık hiç sevmediğim halde...

Annem gözyaşları için ekmek kırıntısı gibi değerlidir derdi. Üstüne basıp geçenlerin çarpılışını görmek için bekliyorum seni.

Son kötü günleri yaşıyoruz belki. İlk güzel günleri de yaşarız belki. Kekre bir şey var bu havada. Geçmişle gelecek arasında. Acıyla sevinç arasında. Öfkeyle bağış arasında...

Gün gelir anılar da değiştirir sözcüklerini...

Bir daldır uykusuzluk. Sallanır sürekli gecelerde...

Saat on ikiden sonra, bütün içkiler şaraptır.

Aslında annem seni anlatır dururmuş çocukluğumda, her masala seni anlatarak başlarmış. "Bir varmış, Bir yokmuş".

Ayışığında oturduk. Bileğinden öptüm seni...

Evet, gün geliyor bıkıyorum senden. Ama İstanbul'dan bıkmak gibi bir şey bu...

Cevap veriyorum "zamanla her şey geçer" diyen akıllılara; "geçen tek şey zamandır" anlayan, anlatsın anlamayanlara.

Şimdi bir güvercinin uçuşunu bölüyoruz, gökyüzünün o meşhur maviliğinde...

İki çay söylemiştik orda, biri açık, keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Ben seni düşünüyorum. Hani tıpkı o ilk günlerdeki gibi. Kalbim diyorum kalbim.

Şimdi sen gidiyorsun, git. Gözlerin de gidiyorlar, gitsinler...

Göğsünde kaybolurum hüzünlendiğim dakikalarda; çünkü senin omuzlarında ağlamanın deniz manzarası var.

Öyle yorgunsun ki gözlerinde bir avuç cam kırığı dizlerinde yüzyılların zincirleri var sanki. İkide bir elini başına götürüp rüzgarda dağılan yalnızlığını düzeltiyorsun...

Gider gibi yapmadım ben, ya kaldım ya gittim. Sen ise kalır gibi yaptın, ama gittin ve ben bittim.

Gitmekle gidilmiyor ki... Gitmekle gitmiş olamazsın; gönlün kalır, aklın kalır, anıların kalır.

Üşüdüysen söyle sevgilim, seni bir kat daha seveyim.

İnsanın başına ne gelirse merakından gelir demiş eskiler. Baktım olmuyor. Ben seni merak edeyim, sen de geliver.

Ki ben; senin ilkokul yıllarında durmadan yere düşürdüğün kurşun kalem gibiyim. Dışı sapasağlam, içi paramparça.

Öperken koklayan insanın, özlerken burnunun direği sızlar.

Sen; aklım ve kalbim arasında kalan, en güzel çaresizliğimsin.

İçtim o bin yıllanmış testiden, içtim, içtim. Örtüler arasında yeryüzü beğenisiyle. Ayışığını paylaşırdı bacakları, öptüm ayak parmaklarını, öptüm, öptüm.

Dedim ya, Eylül'dü. Savruluşu bundandı kimsesizliğimizin...

Uğraşmayı bırak artık dünle ve dünündekilerle. Bir de hep yanında olanlarla yarına bakmayı dene.

Ve çocuksu bir bencillikti hüznümüz. Eylül'dü...

Sevgilim ben şimdi büyük bir kentte seni düşünmekteyim. Elimde uçuk mavi bir kalem cebimde iki paket sigara. Hayatımız geçiyor gözlerimin önünden.

Parkta salıncak sırası bekleyen çocuk gibi sevdim seni. Biraz heyecan, birazda salıncağı başkası kapacak korkusu işte...

Uçmak için kuş olmak gerekmiyor, küçük sevinçler olsun yeter.

Çocuk olsam yeniden, bir tek düştüğüm için acısa içim ve kalbim; çok koştuğum zaman çarpsa sadece.

Ve aşk; bir saç teli kadar inceydi. Üstünde yürüyebilmek için cambaz olmak değil, yürekli olmak gerekiyordu...

Önce sevdiğiniz terk eder sizi, arkasından uykunuz. Sonra ne sevdiğiniz gelir geri, nede uykunuz.

Merdivenlerin oraya koşuyorum, beklemek gövde gösterisi zamanın; çok erken gelmişim seni bulamıyorum, bir şeyin provası yapılıyor sanki...

Hayat kısa, kuşlar uçuyor...

Ve aşkta taşınacak silah değildir gurur...

Hani çok su verince ölürmüş ya çiçekler, birisini de çok sevince bırakıp gidiyormuş meğer.

Hoşgeldin diyemeden hoşçakal meleğim...

Artık hayallerim suya düşecek diye kaygılanmıyorum. Çünkü, onlar düşe düşe yüzmeyi öğrenmişler.

Şimdi diyorum. Şimdi; bir deniz, denizde vapur, gökyüzünde martı, semaverde çay olmalı... Birde çaya yaren...

Mutlu uyumak lazım azizim. Madem uyku yarı ölüm halidir, o halde mutlu ölmek lazım, her gece...

Kasımın son mısralarındayız, günlerden ne bilmiyorum; ama ben bugün de seviyorum seni.

Öyle bir seversin ki; daha eli eline değmeden, nazar değer...

Bak! Papatya mevsimi geldi. Mevsimlerden papatyayı severim. Sonra seni. Sonra yine seni. Ve hep seni.

Tamam mesafeler aşka engel değil ama ben burada ağlasam senin yanakların ıslanır mı?

Ne güzel şiir dedi kadın. O senin güzelliğin dedi adam; Sen vardın içimde, Sadece ben içimi döktüm...

Baktım sana kızgın değilim, kırgın değilim, dargın değilim... Kısacası artık Ben sana "hiçbir şey" değilim...

Göz göze gelebilirseniz, ipi kopmuş bir uçurtma, hızla uzaklaşır bakışlarından.

Üzülme değmez sözünü duymaktan sıkıldım. Değmeyenlere zaten üzülmem. Üzüldüğüm şey; değmeyenlere yüreğimin değmiş olması.

Yalnızlık bir ovanın düz oluşu gibi bir şey.

Bazı adamlar, incitmeden sevemezdi. Kırardı, dökerdi, yangılar bırakırdı arkalarında. Bazı adamlarsa tüm geçmişi unutturur, parmak uçlarından öperdi...

Bir takvim ve bir şişe rakı yeter bana. Takvim; Senin geleceğin günleri saymaya, rakı; Gelmediğin günleri kurtarmaya.

Sana "seni seviyorum" dediğim kadar anneme "peki annecim" deseydim, hazırdı cennetteki yerim.

Kuşlar gibi cıvıldar, tattırdığın acılar.

Bu da böyle bi anıydı deyip, kestirip atmak zorundayım...

Sevgilim, bir günün ortası şimdi. Taşıtlar hızla gelip geçiyor, her yer kalabalık, ben seni düşünüyorum bir bodrum kahvesinde. Uzat bana uzat ellerini...

Önce öp, sonra doğur beni...

Uzaktan seviyorum seni. Kokunu alamadan, boynuna sarılamadan, yüzüne dokunamadan. Sadece seviyorum.

Kötülüklerin büsbütün egemen olduğu, namussuz bir çağ bu, biliyorsun...

Ne kadar silersen sil, ya yırtılır defterin yada izi kalır cümlelerin.

Gözlerinin kahvesinden koy ömrüme, kırk yılın hatırına Sen kalayım.

Ne diyordu şair; Düşenin dostu olmaz der kimileri. Sanki ayakta olanın dostu çokmuş gibi.

Beklentin ne kadar çok olursa, o kadar kırılıyorsun.

Küçükken aldığım dışı güzel, İçi hep çürük çıkan elmalı şekerler gibisin. Aranızdaki tek fark; o elmalı, sen ise el'malı.

Düşenin dostu olmaz der kimileri. Sanki ayakta olanın dostu çokmuş gibi.

Aşkımız şimdi görklü bir hayatın yabancaya berbat bir çevirisi. Sen metinde üç beş satır atladın, ben geçmiş zamanda dondurdum fiilleri.

Sesinde ne var biliyor musun? Söyleyemediğin sözcükler var...

Zaman lazım sadece, unutacaksın! Nasıl unuttuysan çocukluğunu, kırılan oyuncaklarını, kırılan kalbini de öyle unutacaksın.

Ne demiş uçurumda açan çiçek; "Yurdumsun ey uçurum!"

Umulmadık bir gün olabilir bugün. Bir çay söyle, yağmurların kokusunda...

Doğru yerde yanlış kişi olmadık ama yine de sevilmedik. Anladım ki; yanlış yerde, doğru kişi olduğumuz için terk edildik.

Sevmek ne uzun kelime. Derin deniz mavisi. Ne zaman geleceksin? Gelsen ya. Güzel buralar. Hem sana bütün olmayı öğretirim.

S'onsuzluk istemiştim ben aslında; ama S'yi biraz sessiz söylemişim galiba.

Yan yanaydık ve şehir, böyle mucize görmemişti...

Hayatımı, başka hiçbir hayatla değiştirmek istemediğime göre demek ki mutsuz değilim.

Ne diyordu şair; Şimdi Bir deniz, Deniz'de vapur, Gökyüzünde martı, Semaverde çay olmalı. Bir de çaya yaren...

İki kalp arasında en kısa yol: Birbirine uzanmış ve zaman zaman, ancak parmak uçlarıyla değebilen iki kol.

Küskünlüğüm hayata değil, içindeki beş para etmez insanlara. Bıkkınlığım ise, onların yüzüne bakmak zorunda kalmam aslında.

Bugün hayatı seviyorum, yarın da bir neden bulur severim. Daha sonra yeniden keşfeder, yeniden severim. Benim sevmekten başka işim yok ki...

Midem bulanıyor bozuk süt içmiş gibi; ama bir şey içmedim. Sütü bozuk insanlar bulandırıyor midemi.

Mektuplar biter, yollar uzar, özlemler büyür. Burda duman, orda sis...

Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya. Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız. Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu. İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük.

Çık gel bir kez daha yıkıntılarından. Çık gel bir kez daha beni bozguna uğrat.

Kadın gözlerini koydu ortaya, bir mavi bir gökyüzü aldı çevrelerini, sevdiler sonsuz bir maviyle alıngan, sevip yaşayanlar oldu sevdi yaşadılar.

Şimdilerde altından geçtiğim bütün ağaçlar, yapraklarını döküyor. Havada hazan var, yüreğimde hüzün...

Ben senin ilkokul yıllarında durmadan yere düşürdüğün kurşun kalem gibiyim. Dışı sapasağlam, içi paramparça...

Ertesi gün için bir şey diyemem; ama rakı içtiğin gün ölemezsin.

Bazen sadece yorgun oluyor insan; Ne küs, Ne yalnız, Ne de aşık...

Yaprağını dökecek ağaç yok burda. Ama ışık dökebilir olanca renklerini.

Yokluğunda bir kuş sütü eksik. Yalnızlığım ve ben seni çok bekledik.

Sonra dalgalar geldi dile. Bir mavilik aldı her yerimizi...

Kimseyi suçlama, suçlanacak biri varsa o da sensin. Sonuçta o sana küçük bir umut verdi, sen ise ona her şeyini verdin.

Açık çay içerdi hep. Demli olunca bardağın diğer tarafından beni göremezmiş. Öyle derdi hep.

Git diyorsun da olmuyor işte her şeye rağmen gidemiyor insan. Ben de sana sev diyorum mesela sevebiliyor musun?

Yeter, aklından çıkar artık onu diyor kimileri. Siz de aklınızla değil de, yüreğinizle sevseydiniz anlardınız beni.

Biz ne zaman yelken açsak sevdalara, kesiliyor bütün rüzgarlar ve biz ne zaman bir parça aşk istesek, yalnızlık kesiyor önümüz.

Seni ne zaman uyurken hayal etsem, affediyorum.

Birgün aklına gelecek olursam, bana şiir ısmarla. Eylül'ü konuşalım...

Seni "olduğun gibi seven" insan için iyi gün kötü gün yoktur. Ne zaman yanında olması gerekiyorsa o zaman yanında olur.

Belki o her şeye değecek kadar değerli senin için ama sen de, onun için kendini hiç edecek kadar değersiz değilsin.

Ve bazen sadece; yorgun oluyor insan. Ne küs, ne yalnız ne de aşık!

Yavaşça kalemin kulağına eğilip dedim ki: "Bir daha onun adını yazarsan, seni de kırarım."

Masal dinlememiş çocuklar, büyüyünce kedi resmini bile cetvelle çizerler.

Birbirimize birkaç adım mesafelerdeyiz aslında ama aramızda kilometrelerce gurur var.

Aşklar da bakım istiyor öğrenemedin gitti. Aynı şair şöyle bir dize de ekleyebilirdi şiirine: Aşklar tam güven istiyor güvenemedin gitti.

En çok sesini aradım. Gözlerinse asılı bıraktığın yerdeydiler hâlâ. Gözlerini sildi zaman... Dedim ya; Eylül'dü. Savruluşu bundandı kimsesizliğimizin...

Yemek yemek üzerine ne düşünürsünüz bilmem ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı.

Çünkü ne kadar mutlu ettiysek o kadar yalnız kaldık...

Hayat benimse eğer kimse karışamaz ve biliyorum ki herkesle dost olunmaz. Aşka gelince bir kere sevdim işte, bir daha işim olmaz.

Çocuk Güzel anılar gibi hüzünlü. Hüzünlü şarkılar gibi güzel...

Tam unuttum derken; bir şarkı çalar, biri onun gibi güler, birisi parfümünü sıkıp onun gibi kokar, tüm unuttuğun boşa gider.

Acı çektikçe insan olgunlaşırmış. Yalan be, İlk önce kalbin kırlır, sonra çürümeye başlarsın.

Umulmadık bir gün olabilir bugün. Bir çeşme gibi akabilir cumartesi.

Ve sen sonunda bir gün çıkar gelirsin diye, Çok şeyin adı küçük yazıldı.

Sesinde ne var biliyor musun ev dağınıklığı var. İkide bir elini başına götürüp, rüzgarda dağılan yalnızlığını düzeltiyorsun.

Belki de konuşuyordur gözlerin, ama ben gözce bilmiyorum ki; sessizce biliyorum, usulca biliyorum, masumca biliyorum.

İnattandı hep o içip içip gitmeler. Bense boşalttığın kadehleri satın alıyordum. Enayilik ettiğimi bile bile...

Keşke şöyle yapsaydım belki severdi deme. O senin için ne yaptı da sevdin sanki? Akıl işi değil, gönül sevdi mi gerisi bahane.

Bir çiçek duruyordu, orda, bir yerde. Bir yanlışı düzeltircesine açmış...

En koyu yalnızlık bile bir tanığa ihtiyaç duyar.

Uyandım uyandım, hep seni düşündüm. Yalnız seni, yalnız senin gözlerini.

Ve aşk saç teli kadar inceydi. Üstünde yürüyebilmek için cambaz olmak değil, yürekli olmak gerekiyordu.

Seni ilk tanıdığımda yaran vardı başkasına kanayan. Ben seni yaralarına rağmen sevdim.

Çok günah işledim, korkuyorum. Ayaklar altına al beni anne! Cennete gitmek istiyorum.

Hevesin, mutluluğun boğazda en sert kaldığı coğrafyanın çocuklarıyız...

Sana rastladığım gün. Susuzdum, yalnızdım. Bir çırpıda içtim gözlerini.

Denize ilk giren çocuk masumiyetiyle seviyorum seni. Boğulacakmışım gibi.

Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin...

Kuşlar toplanmış göçüyorlar. Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Hayat benimse eğer kimse karışamaz ve biliyorum ki herkesle dost olunmaz. Aşka gelince bir kere sevdim işte, bir daha işim olmaz.

Benzer Sayfalar :